20 May 2007

nullOyuncuyum ben dedi. Hayatta yapabildiğim tek şey bu. Bu yüzden ya oynayacak ve kazanacağım ya da kendim olup kaybedeceğim. Ne yaman çelişkiydi bu böyle. Diyecek pek bir şey bulamadım. Dikkat et de kendini kaybetme diyebildim sadece… Bir insan bu kadar çaresiz kalabilir miydi? Kendinden vazgeçip yakaladığın başarının tadı nasıl olurdu ki? Bunun sevincini de yaşarken oynar mıydı insan? Sıradan olmaya çalışıyorum dedi. Göze batmamaya, ama kirpi gibiyim baksana. Sıradan olmam için para lazım bana ya da başarı. İşte bu yüzden oynamak zorundayım. Bu gidiş, gidiş değil demek istedim; hayat senin hayatın dedim. Nasihat verecek durumda değildim. Tek birşey soracağım dedim; geçen günkü sen miydin? Evet dedi, sana onları söyleyen bendim. Bir an duygularımı bastıramadım, bir an oyunun dışına çıktım ama hepsi bu. Yapamıyorum, kendimken kaybediyorum, affet… Önemli değil dedim. O an hayatta en azından bir kişiye dürüst davranıyordu. O da bendim, bu bile bana yeterdi. İçimden teşekkür ettim. Hergün; en ön sıradan, o şahane oyununu seyrediyorum. Belki bir gün oynamaktan vazgeçersin, belki bir gün oyun biter ha ne dersin?




Yazı hakkında;

Bu yazı 20 Mayıs 2007, Pazar 2:52 sularında İçimden Geldi kategorisi altında kaleme alınmıştır. Bu yazıya gelen yorumları RSS 2.0 ile takip edebilir, yorum yazabilir, ya da geri izleme kullanabilirsin. Çok istersen yazdırabilirsin.

1 Yorum

  1. ..williee.. demiş ki: (20 Mayıs 2007 saat 12:50)

    “İnsan hoş, iyi ve mükemmeli yalnızca ciddiye alır; ama güzellikle oynar. İnsan oynadığı yerde tam insandır” -Schiller

    ayrıca resimde de bi s1 tadı var buram buram (:

Yorum Yaz

Not: Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır, panik yok (: